19 Ocak 2009 Pazartesi

Blade Runner

video
Blade Runner {Bıçak Sırtı}

- Karanlık Bir Gelecekte -

Bilim-Kurguyu çok severim ve “Blade Runner” filmini irdelemeden önce çok düşündüm. Stanley Kubrick’ten “2001: A Space Odyssey” mi yoksa Ridley Scott’an “Blade Runner” mı diye. Açıkçası “2001: A Space Odyssey” çok daha cazip gelirken “Blade Runner”ı neden izlemediğimi ve bu zamana kadar bu filme neden bu kadar önyargılı yaklaştığımı düşündüm. Bu bilim kurgu başyapıtı son kurgusu ile 64. Venedik Film Festivali'nde son derece ilgi çekici bir programla izleyicilerin karşısına çıktığını ve festivalin merakla beklenen "Geceyarısı Filmi" olduğunu duydum. İçimde uyanan bu merak hissi her geçen gün daha da artıyordu ki, İngiltere’nin genetikten evrime kendi alanlarında uzman bilim adamları sinema tarihinin kült bilim kurgularını inceledi. Aralarında Yıldız Savaşları, Yaratık, Matrix, Terminatör gibi serilerin de bulunduğu film listesinin galibi, 1982 Ridley Scott yapımı Bıçak Sırtı oldu. İkinciliği Stanley Kubrick’in 2001: Uzay Macerası alırken bilim adamları George Lucas’ın Yıldız Savaşları serisinden İmparator’u üçüncü seçti. Peki, Bıçak Sırtı neden en bilimsel film oldu? Sorunun cevabını değerlendirmeye katılan, Londra King College’ın öğretim üyesi hücre biyologu Stephen Miller verdi ‘’Bıçak Sırtı’nda insan nedir, biz kimiz ya da nereden geliyoruz gibi yıllardır tartışılan bilimsel sorulara değiniliyor ve cevap aranıyor’’. Bıçak Sırtı’nın konuyu ne kadar iyi sonuçlandırdığı da bilim adamları için çok önemli değil, önemli olan en iyi soruları sorabilmiş bilim kurgu olmasıymış.

Gelelim filmimize… Günümüzde Oscar’ı ne zaman alacağı hemen her film çektiğinde konuşulan Ridley Scott’ın kuşkusuz en derin filmidir “Blade Runner”. 1982 yapımı film, çekildiğinde gişede tamamen zarar etmiş, pek çok eleştirmen tarafından da iyi eleştiriler almamıştı. Her ne olduysa üzerinden yıllar geçtikçe filmin değeri anlaşılıp, bilim-kurgu sinemasında “kült”ün karşılığı haline geldi. Philp K. Di.k’in “Do Androids Dream of Electric Sheep?” adlı kitabından uyarlanan film; kitabın hayranlarıyla filmin hayranları arasında uzunca süren tartışmalar da süregelmiştir. Filmin vizyona girmesine kısa bir süre kala hayatını kaybeden yazar, filmin senaryosunu okumuş ve Ridley Scott’un kitabın aksine daha Hollywood usulü bir aksiyonun temeline oturttuğu hikâyeyi oldukça beğendiğini açıklamış.

2019 yılında dünyamız bilinmeyen bir sona doğru gitmekte, teknoloji gelebileceği en üst düzeye gelmiştir. Hatta insan kılığında “replicant” adı verilen robotlar üretilmiştir. Bu gelişmiş robotlar insanların yararına kullanılmaktadırlar. Rick Deckard kendisine daha sakin bir hayat kurmak isteyen bir polistir. Bu sırada dünyada başıboş dolanan replicantları “emekliye ayırma” görevi Rick Deckard’a düşer. Blade Runner, Ridley Scott’un en derin filmi diye boşa demedik. Hakikaten çok katmanlı bir yapıya sahip. Hikâyesi bakımından salt bir bilim-kurgu iken, polis memuru Deckard’ın “suçlu”ları arayışı açısından tam bir dedektiflik filmi, kaotik-karanlık atmosferi ve karakterleriyle de tam bir film-noir görünümünde. Atmosfer demişken film, bana göre sinema tarihinde oluşturulan en iyi atmosferlerden birine sahip.

Karanlık-boğucu atmosferi, doğmayan güneşi, hiç durmadan yağan yağmuru, sokaklardaki suçu, dev binaları ve gelişmiş teknolojisiyle “son”a giden dünya tasviriyle tamamen post-apokaliptik bir görünümde. Dünya, her ne olduysa, bildiğimiz dünya olmaktan çıkmakta ABD sokaklarında ABD’liden çok Uzak Doğu’lu dolaşmakta, şehre dev gökdelenler heybetiyle hâkim olmakta ve marka olarak sadece Coca-Cola yer almaktadır. Tüketim toplumu gelebileceği son noktadadır artık. Ridley Scott, hem görsel olarak hem de mecazi olarak karanlık bir dünya tasvir eder. Bu karanlık dünyada, insanlar çaresiz bir şekilde yalnızlaşmış, teknoloji bir bakıma faydalı olacağına onlara zarar verir olmuştur ve etrafa zarar verebilecek replicantlar dünyada dolaşmaktadır. Tamamıyla insan gibi olan bu robotlar, kendi yaratıcılarının peşini düşmüşlerdir. Yaratıcılarına yaşamanın sırrını öğrenmek için peşine düşerler ve sinema tarihindeki en etkileyici yaratıcı-yaratılan ilişkisini izleriz. Replicantların elebaşı Roy Batty ile Rick Deckard arasında nefes kesen bir kovalamaca yaşanır. Ve sinema tarihindeki en şaşırtıcı ve unutulmaz bir final sahnesiyle Blade Runner farkını ortaya koyar. Deckard ile replicant arasında yaşanan diyalog ve filmin kafalarda soru işaretleri bırakan finali tüm filmin anlatmak istediğini açıklar gibi. İnsanlar ne için yaşar? Madem öleceksek neden yaşarız? Hangimiz gerçekten yaşıyoruz ki? Film, bu soruları sorarken geleceğin yalnızlaşmış insanını temsil eden Deckard’ın bir android olan Rachael’e olan aşkını da sorgular. Kokuşmuş bir şehirde umuda dair hiçbir “ışık” yoktur. Ridley Scott’un bu karanlık evreninde.

“Korku içinde yaşamak bayağı bir şeymiş, değil mi? İşte köle olmak da öyle bir şey.” (Roy Batty)

“Öyle şeyler gördüm ki siz insanlar inanamazdınız. Orion’un üzerinde ateş almış saldırı gemileri. C ışınlarının Tannhauser kapısı yanında karanlıkta parlayışını seyrettim. Bütün bu anlar zaman içinde yitip gidecek tıpkı yağmurdaki gözyaşları gibi. Ölme zamanı.” (Roy Batty)

Bana göre gelmiş geçmiş en iyi bilim-kurgu filmi olan “Blade Runner”, bilim-kurgu sineması açısından bir mihenk taşı niteliğindedir. Kendisinden sonra çekilen insan kılığındaki robot filmleri(The Terminator, T2) başta olmak üzere, oldukça karanlık umutsuz gelecek tasvirindeki dedektiflik filmlerine( Dark City, Strange Days) kadar bilim-kurgu türünün birçok alt türüne kaynak olmuştur. Aksiyon olarak da oldukça iyi sahneler barındıran filmde, filmi pek beğenmese de, Harrison Ford kanımca en iyi performanslarından birine imza atmış ve gelmiş geçmiş en “cool” karakterlerden birine hayat vermiştir. Ford’un yanı sıra Rutger Hauer de filmde kendisini adeta aşmıştır ve mükemmel bir performansa imzasını atmıştır. Tüm bunların yanında özellikle atmosfer ve filmin gidişatına bire bir uyuşan Vangelis’in müzikleri filmin etkisini daha da artırır. Özellikle finaldeki bestesi, filmin unutulmaz finalini daha da unutulmaz bir şekle sokar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder